BEYOĞLU ÜÇ HORAN ERMENİ KİLİSESİ VAKFI YÖNETİM KURULU SEÇİMİ ÖNCESİNDE DEĞERLENDİRMELER (5)

Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı'nın durumunu genel değerlendirmeye tabii tutarken, hiç kuşkusuz şu soruyu da sormak gerekiyor: Peki onlarca yıldan bu yana cemaat ne yaptı? Seçim öncesinde geleceğe odaklı beklentileri şekillendirirken yüzleşilmesi gereken konulardan birisi de bu noktadan itibaren netleşecek. Yani sorunun önemli boyutlarından birisi, iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırma mantığını benimseyebilmeye bağlı. Peki madalyonun arka yüzünde ne var?

Toplumdan kopuk, cemaate fiilen kapalı bir yönetsel birimden söz ediyoruz. Dolayısıyla bu birimdeki dejenerasyon karşısında toplumda sistemin nasıl işlediğini, cemaat kurumları ağının nasıl davrandığını iyi anlamak şart. On yılların deneyimi ışığında gözlemlenebilecek tek bir gerçek var: Cemaatin ruhani ve cismani (sivil) tüm kurumları bu noktada adeta paralize olmuş durumda. Cemaatin kurumlar ağı Beyoğlu Vakfı'na karşı öyle bir omurgasızlık, kayıtsızlık ve tutarsızlık sergilemiş durumda ki oradan kaynaklanan yozlaşmışlık zaman zarfında kendisine de yayılmaya başlamış. Tabii ki on yıllardan bu yana bu cemaatinin her köşesinin mükemmel işlediğini söylemek istemiyoruz, ancak bir çok dejenere noktanın da Beyoğlu Vakfı'ndan cesaret aldığı ya da onun örneğiyle kendisini aklamaya giriştiği aşikar.

Beyoğlu Vakfı'nda on yıllardan bu yana yaşananlar adeta toplumun hazım ve tahammül kapasitesini her adımda bir kez daha sınamış durumda. Cemaate üstten bakan bir tavırla bu vakfı tahakküm altında tutan zihniyet, o noktadan yönetilen toplumsal, ortak kaynakları cemaatin kurumlarına paylaştırırken adeta bir 'kemik atma' nidasıyla davranmış. Tenezzül eşiğinin bu denli geniş olduğu bir yerde ahlaktan ya da sağlıklı bir yapıdan söz edilebilir mi? Beyoğlu Vakfı karşısında, toplum sabrının çoktan tükenmiş olduğunu her fırsatta belli etse de, sistemin temel unsuru olan diğer vakıflar sürekli üç maymunu oynamış. Bırakın yıllık bütçe açığını kapatma derdinde olan vakıfların yöneticilerini, Beyoğlu Vakfı'nı tahakküm altında tutan zihniyet zaman zaman bazı patriklere dahi diş geçirebilmiş. Bu vakfın himayesindeki kurumların işleyişinde ortaya çıkan büyük aksaklıklar, zaman zaman çok başka kuşkular dahi doğurmuş olsalar da hep bir duvara toslamış. En basitinden Tokatlıyan Han'ın değerlendirilmesine dair beklentiler, toplumun başka kurumlarından yöneticilerin doğrudan ya da dolaylı dahliyle yürütülen süreçler hep geçiştirilmiş. Burada doğal olarak mutlaka art niyet aramamak gerekiyor, öte yandan cemaat bir türlü Tokatlıyan Han'ın neden başka türlü değerlendirilmediğinin nedenlerini, dönemin yöneticilerinin ne saiklerle davrandığını gerekçelendirilmiş kurumsal açıklamalarla hiçbir zaman öğrenememiş. Kapanmış okul binalarının atıl olarak tutulması ya da topluma ne tür gereksinimlerini karşılayabilecek şekilde yeniden kazandırılabileceğine dair en ufak bir istişare zemini yaratılmaması da cabası. Benzer örnekler tabii ki daha uzun uzun sıralanabilir ancak bugünlere geçiş yapabilmek anlamında bu örnekler yeterli.

Gelelim bugünlere gelene dek yaşanan kırılma noktalarından birisine. Cemaat sisteminin kurumsal unsurları olan vakıflar ne zaman Beyoğlu Vakfı'na karşı ses yükseltmeye, hoşnutsuzluk ifade etmeye başladılar. İşin bu boyutunun geçmişi çok daha kısa: Ta ki Beyoğlu Vakfı'ndan diğer kurumlara söz verilen bağışlar yapılmayana kadar. Ne yazık ki bu kadar geç ve iş işten geçtikten sonra. Ancak tahakkümcü zihniyetin küstahlığı bu düzeye vardırmasından sonra cemaat sistemi bir nebze tepki göstermeye başlamış. Yani Beyoğlu Vakfı'ndan nemalanamamaya başlayıncaya kadar kimseden çıt çıkmamış. Tahakkümcülerin keyfiyetini 'babalık', çifte standartlarını 'destek' olarak görenler, bir sonraki adımda mağdur olmaya başlayınca kafalarına dank etmiş. Gel gör ki her alanda olduğu gibi, her şeyi doğru yer ve zamanda yapmak, doğru sonucu alabilmenin ön koşulu değil mi? Bugün varılan noktada Beyoğlu Vakfı, Patriklik Makamı'nın himayesinde olan mugannilerin dahi kiliseye sokulmadığı bir durumda. Yetersizlikler zincirinin son halkası...

Türkiye Ermeni toplumunun üyeleri iki gün sonra Beyoğlu Vakfı'nın yeni yöneticilerini seçmek için sandık başına gidecek. Bu seçim yaşamsal önemde çünkü muhtemel sonuçları, bu vakfın yeniden cemaate kazandırılması ve toplumumuza yeniden entegre edilebilmesi açısından son derece önemli. Bu tarihi dönemeçte insanımıza büyük sorumluluk düşmekte. Bu sınavı başarıyla geçmek için seçime giderken pozitif bir ortam yaratabilmek çok önemli. Toplumda Beyoğlu Vakfı'nda neyin reddedilmesi gerektiği bağlamında genel bir fikir birliği oluşmuş durumda. Ama bu işi sağlıklı bir şekilde tamamına erdirebilmenin başka bir ön koşulu daha var. Reddedilenin yerine istenen nedir? Reddedilene karşı yerine ne konacak?

Sapla saman karıştırılmazsa Beyoğlu Vakfı için aklı selim tecelli eder. Ancak o zaman çarşaf listelerin yarattığı karmaşa, bazılarının hesaplarının çarşafa dolanmasıyla son bulabilir.

ARA KOÇUNYAN

Ուրբաթ, Դեկտեմբեր 23, 2022