Տ. ՍԱՀԱԿ ԵՊՍԿ. ՄԱՇԱԼԵԱՆ ՀԱՄԱՅՆՔԷՆ ՆԵՐՍ ՍՏԵՂԾՈՒԱԾ ՆՈՐ ԻՐԱԴՐՈՒԹԵԱՆ ՇՈՒՐՋ ՀԱՆԴԷՍ ԵԿԱՒ ՆՈՐ ՅՕԴՈՒԱԾՈՎ ՄԸ

Կրօ­նա­կան Ժո­ղո­վի Ա­տե­նա­պետ Տ. Սա­հակ Եպսկ. Մա­շա­լեան ե­րէկ հան­դէս ե­կաւ յայ­տա­րա­րու­թիւ­նով մը։ Այս շաբ­թուան սկիզ­բին հա­մայն­քա­յին կեան­քէն ներս ծա­գած տագ­նա­պէն վերջ, նա­խըն­թաց օր հա­մե­րաշ­խու­թիւն վե­րա­հաս­տա­տուած էր իր եւ Պատ­րիար­քա­կան Ընդ­հա­նուր Փո­խա­նորդ Տ. Ա­րամ Արք. Ա­թէ­շեա­նի կող­մէ։ Մեր եր­կու սրբա­զան­նե­րը ներ­կա­յիս կը պատ­րաս­տուին ու­ղե­ւո­րուիլ դէ­պի Մայր Ա­թոռ Սուրբ Էջ­միա­ծին։ Այս փու­լին, հա­մայն­քէն ներս կա­րե­ւոր մե­ծա­մաս­նու­թիւն մը բա­ւա­րա­րուած է՝ հա­շուի առ­նե­լով հա­մե­րաշ­խու­թեան վե­րա­հաս­տա­տու­մը ու մա­նա­ւանդ պատ­րիար­քա­կան ընտ­րու­թեան հո­րի­զո­նի անշր­ջա­դար­ձե­լիօ­րէն ու­րուագ­ծուած ըլ­լա­լու ի­րո­ղու­թիւ­նը։ Կան նաեւ մար­դիկ, ո­րոնք ո­րոշ վե­րա­պա­հու­թիւ­նով եւ տա­րա­կու­սան­քով կը մօ­տե­նան նա­խըն­թաց օր հա­մայն­քէն ներս ապ­րուած­նե­րուն եւ ա­նոնց ար­դիւնք­նե­րուն։ Տ. Սա­հակ Եպսկ. Մա­շա­լեան տե­ղին ո­րո­շու­մով մը ստեղ­ծուած նոր ի­րադ­րու­թեան վե­րա­բե­րեալ գրի ա­ռած է նոր յօ­դուած մը։ Ինչ­պէս որ ան հրա­ժա­րե­լու ժա­մա­նակ գրա­ւոր ներ­կա­յա­ցած էր հան­րու­թեան, ներ­կայ փու­լին վե­րա­բե­րեալ եւս իր մեկ­նա­բա­նու­թիւն­ներն ու եզ­րա­կա­ցու­թիւն­նե­րը նա­խընտ­րած է հան­րա­յին կար­ծի­քին, մեր հա­մայն­քին հետ բաժ­նել նոր յօ­դուա­ծով մը։ Ստո­րեւ նոյ­նու­թեամբ կը ներ­կա­յաց­նենք Նո­րին Սրբազ­նու­թեան յօ­դուա­ծին թրքե­րէն բնա­գի­րը։ 

PERŞEMBE AKŞAMI NE OLDU?

Hayatta en zor şeylerden biri şüphesiz herkesin kahramanı olabilmektir. Ama en zoru, kahraman olmayan bir kişiyi hep kahraman kalmaya zorlamaktır. Benim bir episkopos olarak hayatımda hiçbir zaman kahraman olmak gibi bir niyetim olmadı. Benim göğe bakıp kendi hakkımda vardığım kanaat hep Aziz Nerses Şnorha­li’nin o ünlü duası olmuştur. “Yev voğorm­ya ko araradzots yev ints pazmameğis” ya­ni, “Tüm yaratıklarına ve ben gayet günahkara merhamet eyle”. Ama her nasılsa geçen pazartesi patriklik seçimleriyle ilgili çıkışım ve istifalarım beni gündeme oturttu ve birdenbire on binlerin sevgilisi ve kahramanına dönüştüm. Herkes seçim yapılamamasının dokuz yıllık hıncını benim istifa mektubumdaki satırlarda buldu. Se­çi­min bu çıkmazlara girmesinde paylaşılan ortak sorumluluktan söz ettim. En büyük pay tartışmasız sayın Aram srpazana düşüyordu. Ama en başta ben ve diğer din a­da­mı kardeşlerim, vakıf yöneticilerimiz, hayırseverler, basın ve aydınlarımız ve ce­maa­timizin ezici çoğunluğu bu gecikmeden sorumluyduk. Biliyorum, onlar kabul etmeyecekler, ama, seçim için en aktif gibi duran kişi ve grupların devleti ürküten tavırları da bu gecikmede rol oynamıştır ve sürdürülecek aşırılıklar ebediyen bu hakkımızı yitirmemize yol açabilir. Benden uyarması.

Dönelim yeni bir kahraman bulma meselesine. Sanırım bir yanlış anlaşılma oldu. Bozuk düzene karşı dolu dizgin, yalın kılıç şahlanmış, yakaladığı rüzgarla ve arka­sı­na aldığı kitlelerle bin yıllık kokuşmuş düzene başkaldıran, devrimci, ilerici, otorite düşmanı, özgürlükçü, zengin ve zenginlik karşıtı bir kahramanınız yok maalesef. Ben zayıflıkları olan basit bir din adamıyım. “Ne mutlu barışseverlere, çünkü onlara Tanrı’nın evlatları denilecek” diyen İsa Mesih’in bir takipçisiyim. Sevgiden ve affetmekten daha büyük değer tanımam. Çünkü ben sevildim ve affedildim benim günahlarım için çarmıhta kutsal kanını döken Kurtarıcım İsa Mesih tarafından. 

Ama bakın birdenbire nasıl bir dinsel değerler dünyasına kayıverdik. Birkaç gün­dür bana hayran olan binlerce Ermeni için bu sözlerin hiçbir anlamı yok. Onlar için Kilise, İncil, Hristiyanlık kendi Ermeni kimliği içinde bir tortu sadece. Bunlar üstünde beş dakika konuşacak kadar bile bir bilgi dağarcığı yok kendilerinde ve belki de hiç olmayacak. Ama böyleleri bir dini lider, bir patrik seçimi için kendilerini hiç ırga­lamayan din alanına gayet cüretkâr bir yargıç edasıyla dalıyorlar ve Allah ne ver­diyse, verip veriştiriyorlar. İstedikleri din adamını asıp kesiyor, hoşlarına gittiğinde bir gün kahraman, hoşlarına gitmezse öteki gün çürük elma ilan ediyorlar. Biraz al­çakgönüllülük lütfen. Patrik seçiminden sonra onların pek çoğuyla yollarımız yine ayrılacak ve kim bilir hangi kavgada tekrar buluşacağız ya da bir cenazede, belki bir düğünde. Yine de teşekkürler herkese. Herkes davaya sahip çıktı, bir ucundan tuttu, onurlu bir direnç gösterdi. Aslında hep orada olan ama çoğunlukla atıl duran top­lumsal şeref, namus, korunma ve direniş içgüdüleri dışa salındı. Bir kişinin top­lu­­mun ortak iradesini yenemeyeceği bir kez daha kanıtlandı. Üstelik tüm bunlar top­lumsal birliğimiz, barış ve huzurumuz büyük yaralar almadan gerçekleşti. Baz­ı­la­rının intikam ve adalet duyguları incindi, biliyorum, ama arzulanan sonuca ula­şıldı.

Benim mektubumla heyecanlanan ve harekete geçip, mutlaka bir şey yapmak isteyenlere peşinen söyleyeyim. Ben amacıma ulaştım. Ben tatmin oldum. Acılarım, öfkem, çaresizliğim yankısını buldu. Aram srpazan korkutuldu. Geri dönülmez ve ertelenemez bir şekilde seçim iradesi ortaya koyuldu. Aram srpazan seçim sürecinden elini çekeceğinin sözünü verdi. İstifa mektubumu verdiğimde üç gün içinde bu sonuçlara ulaşılacağını rüyamda görsem inanmazdım. İmzalanan bu protokol bir başarıdır. Gerçi hiçbir uygulama alanı olmayan ölü doğmuş bir bebektir. Çünkü ebeleri yanlış davrandı. Nasıl mı?

Perşembe günü hayatımın en yoğun telefon trafiğini yaşadım ve hayatımın en keskin virajlarını almak zorunda kaldığım bir gün oldu. Beni yurt içinden ve dışından arayanlar arasında çok özel, asla kıramayacağım biri vardı. Sürecin başlangıcından beri defalarca beni arama alçakgönüllülüğünü gösterdi. Bütün Ermeniler Katolikosu kadasetli Karekin 2 hazretleri, barış yolunu sonuna kadar tüketmeden toplumu geri dönülemez karmaşaların içine atmamam için beni pederane öğütlerle uyarıyordu. Bir aile dostumla yemekteyken sayın Melkon Karaköse beni aradı ve Pat­rikhanede Aram srpazanla cemaatin önde gelenlerinin bir toplantı yaptıklarını ve beni davet ettiklerini belirtti. Katılanların isimlerini sordum. Bu isimleri reddedemezdim. Toplantıya vardığımda, tüm katılımcıların Aram srpazanın dostları ve arkadaşları olduğunu gördüm. Ama onlar benim de dostlarım ve arkadaşlarımdı her ne kadar onun kadar yakın olmasak ta. Patrik seçimi için Valiliğe verilecek bir mektup taslağını çıkarıp okudular. İçinde müteşebbis heyetin bulunduğu, ama daha önce Aram srpazanın dişiyle tırnağıyla direndiği bizim yazdığımız doğru bir başvuru mektubuydu. Bunu eğer iki srpazan imzalarsa orada bulunanların gözetiminde gidip valiliğe hemen yarın teslim edileceğine dair şeref sözü veriyorlardı. Tahmini bir seçim tarihi de belirlemişlerdi: 2 Ekim.

“Eğer dört gün önce olsaydı, bunun bir anlamı olabilirdi. Ama artık yeterli değil” dedim, “Benim ve halkın beklediği tek şey sürecin önünün açılması ve Aram srpa­zanın bu sürecin başında bulunmamasıdır. İstifa etmelidir”.

“Aram srpazan istifa etmeyecek, vekil kalacak, ama seçimlere karışmayacak” dendi.

“Böyle bir mucize nasıl gerçekleşecek acaba, siz insanların aklıyla alay mı edi­yorsunuz?”

“O zaman sen çatışma istiyorsun?”

“Ben ve bu halk barış içinde bir çözüm istiyoruz ve bunun en doğru, en kolay ve en adil yolunun Aram srpazanın istifası olduğunu görüyoruz.”

“Aram srpazan vekil kalmak istiyor ama bir değabah (patrik seçilene dek patrik yetkileriyle donanmış, geçiş döneminden sorumlu ruhani önder) seçilmesine de karşı değil. Vekil patrikhanenin işleriyle, değabah da seçimlerle ilgilensin.  Aram srpa­zan söz verdi, seçim işlerine karışmayacak.”

“Bu işlemeyecek bir sistem. Bir çift başlılık yaratır ve seçim süreci tekrar akamete uğrar.”

“Birkaç ay iyi niyetle çabucak geçer. Aram srpazan ters bir hareket yaparsa biz buradayız. Şerefimiz üstüne söz veriyoruz.”

Hayatım öğretmenlikle geçti. Zor anlayan sınıflarla, öğrencilerle karşılaştım. Ama bu karşımdaki akil insanlar kadar zor anlayanına pek rastlamadım. Dörtgen bir dairenin mümkün olabileceğini iddia etmek gibi bir şey­di istedikleri. Sadece bizim değil evrensel kilisenin kanunlarına göre imkansızdı. Uygulandığında dünyaya rezil kepaze olacağımız bir saçmalıktı. Bir saat ter döktüm anlatmak için ama nafile.

“Bakın birkaç saat sonra toplantı başlayacak, dedim. “Niçin, orada halkın ne dediğini dinlemek istemiyorsunuz?”

“Onların arasında kaos, karmaşa ve anarşi yaratmak isteyen kavga arayan bir sürü insan var.”

“Nasıl olur? Onlar yönetim kurulları, vadip üyeleri, aydınlar,  halk ve basın. En az sizin kadar fikir beyan etmeye hakkı olan insanlar, gidin ve dinleyin. Aram srpazan hakkında ne düşünüyorlar? Aram srpazanın sa­mimi dostları olmanız belki de bakışınızı köreltiyor ve gerçekleri göremiyorsunuz. Niye dokuz yıldır böyle bir toplantı yapıp onu seçime zorlamadınız? Belli ki sev­gi­nize, ve ona olan arkadaşlığınıza yenilmişsiniz”

“Bu konuda haklısın. Ama onu ne kadar teşvik etsek de, inat etti ve işte bu günlere geldik. Sen hareketinle çok güzel noktalara getirdin bu seçim işini, lütfen, bu insanların taşkınlık yapmasına ve seçimlerin anarşi yüzünden tekrar bozulmasına izin verme. Birkaç ay sabredelim ve şu seçim işini bir becerelim.”

Bu noktada ben kalktım ve bu toplantıya yarın sabah devam edelim. Bu akşam siz bu insanları dinleme­li­siniz, dedim. Bunun üstüne atmosfer gerildi ve şununla tehdit edildim.

“Srpazan niye anlamıyorsunuz? Bu tür toplantılardan hiçbir sonuç çıkmaz. Biz bu toplantıların yüzlercesine katıldık. Bağrışma, çağrışma, küfürler, yumruklaşmalar. Birbirini dinlemeyen insanlar, denileni anlamadığınız bir uğultu ve gürültü içinde kısır çekişmeler sürüp gi­der. Ama bu geceki toplantı hiçbirine benzemeyecek. Büyük patırtı kopacak. Meydan polis dolu. Belki de insanlar coplanacak, gaz yiyecek. Ve tüm bunların sorumlusu ve başı sen olarak mimleneceksin. Aram srpazan vekillikten inmek istemiyorsa, onu zorla indirmek için kullanılacak bütün çirkin yöntemlerden sen sorumlu olacaksın. Ve biz her yerde ve her zaman Sahak srpa­za­nın inadı yüzünden bu cemaat karıştı diyeceğiz. Sa­na şeref sözü verdik, bize güvenmiyor musun?”

Bu tehdit beni korkutmadı ama bu insanların niye­ti­nin sadece Aram srpazanı değil beni de korumak olduğunu anladım. Temelde iki şey istiyorlardı. Kendilerince karşı salondaki kurulmuş saatli bomba patlamasın ve bu insanlar tamamen olmasa da kısmen tatmin olmuş olarak barış içinde evlerine gitsinler. İkincisi sevdikleri Aram srpazana onurlu bir çıkış yolu sağ­lamaya çalışıyorlardı. Niyetleri iyiydi ve Vehapar Katolikos hazretlerinin sözleri kulaklarımda çınladı: “Barış yolunu sonuna kadar tüketmeden toplumu geri dönü­le­mez karmaşaların içine atmamalısın”.

Bu iyi niyetli dostlarımı kıramazdım. Bu cemaatte iyi­likseverliğin ve hizmet ruhunun anıtı olmuş Hayg As­lanyan’ı, bu cemaate ailece adanmış bilge adam Aret Ergan’ı, ağırbaşlı ve sözünün eri Dikran Gülmezgil’i, Sa­matya’nın efsanesi Melkon Karaköse’yi, bu cemaatin altın kalpli hizmetkarı Vazken Barın’ı reddedemezdim. Hele yüreğini bu cemaat için tüketen, onun her sorununa çilingir olan çocuk ruhlu şövalye, Bedros Şirinoğ­lu dostumu hiç kıramazdım. Keşke toplum olarak, onların eksiklerinden ziyade sahip oldukları değerlerin kıymetini takdir edebilme yeteneğimizi geliştirebilsek. Sayın Cumhurbaşkanımızın “Dostum Bedros” dediği bu az anlaşılan insandan keşke daha çok faydalanabilsek. Ve diğer değerli isimler, hepsi aslında o geceyi kotarmak için yardım istiyorlardı benden. Yardımımı esir­ge­yemezdim.

Ama kendi koyduğum prensiplerden de vazgeçemezdim. Bir protokol yazdım ve istedikleri dörtgen daireyi onlar için çizdim. Çok sevindiler. Sizlerinse çok sevinmeyeceğini biliyordum. Kılıçlar kuşanılmıştı ve dokuz yıldır bu cemaate en büyük zararı veren şahsın kellesi alınacaktı ve Sahak srpazan yüzünden o kılıçlar kınından hiç çıkamadı. “Yine kurtuldu, yine o ve onun yanında duran birkaç destekçisi kazandı” diye düşünü­leceğini tahmin edebiliyordum. Benim de içime sinen bir sonuç olmadı ama toplumsal sorunlar, böyle kritik noktalarda asgari müşterekte anlaşarak çözümlene­bilir. Aram srpazan bu kez kazanamadı. Ölümüne kor­kuttunuz onu ve kimin patron olduğunu hatırlattınız. Perşembe akşamı halk yığın yığın Meryem Ana Kilisesine akıp dururken, yukarda panik vardı. Oraya gelişleriniz boşa olmadı. Seçim kararını siz çıkarttınız. Sonradan salonda gerçekleştirilen toplantıyı ve düşünce­leri alınmayan insanların tepkilerini duydum. Bu olay cemaatte ciddi bir temsil ve protokol sorunu olduğunu gösteriyor. Bu mutlaka çözülmeli. Çünkü diğer sorunlarımızın sağlıklı çözüm yolu bu tür toplantılarda temsil ve protokol kurallarının çok iyi belirlenmesi saye­sin­de gerçekleşecektir. 

Yazdığım ve üstünde tekrar bir saat tartıştığımız protokolün tamamı gerçekleşemeyecek ama onun ruhu çok önemli: üç gün içinde bütün süreçler tamamla­nacak. Değabah seçilecek, Müteşebbis Heyet kurulacak ve başvuru mektubu yazılıp, vilayete teslim edilecek. Mümkün en yakın tarih belirlenecek. Şimdilik gerekli hazırlıklar göz önünde bulundurularak 28 Mayıs Pazar, tahmini bir tarih olarak belirlendi. Ancak son tarih yeni müteşebbis heyetle resmi otoritelerin diyaloğuyla belirlenecek.

Bu protokol, yasal bir çelişkiyle, yani hem değabah seçip hem vekili yerinde tutmayı amaçlayan bir uygulamayla, yetkileri paylaştıracak bir ucube sistem öneri­yordu. İçinde ne kilise hukukuyla ne yönetim mantığıyla ne sağduyuyla bağdaşan bu öneri sadece bir kaprise dayanıyordu. Öyle bir yanlış hesaptı ki Bağdat’tan döneceği kesindi. Ya bu bizim Kilise Genel Mecli­sinden ya da daha yukarıda bir makamdan geri döne­cekti. 

Evime geri döndüğümde muhterem Katolikosumu­zun telefonu haberlerin zaten ona çoktan ulaştığını gösteriyordu. Emredici sesiyle “Sahak Srpazan, bu ka­bul edilebilir bir uygulama değil. Bizi diğer kiliseler önünde rezil mi edeceksiniz? Ben sadece değabahı ta­nırım. O seçilince tüm vekillikler düşer. Sonra iki epis­kopos dururken düşük rütbeli bir ruhaninin değabah olması da kilise hukukuna aykırı. Niçin bu tuhaf adımlara başvuruyorsunuz?”

“Vehapar Der, Aram srpazan istifa etmemekte dire­niyor. Sadece din adamları tarafından gerçekleştirilecek değabah seçiminde adaylığını koyar da seçilirse, ki­lisede iç savaş çıkar. Artık hiç kimse onu o makamlarda görmek istemiyor. O da benim değabah seçilme­mi istemiyor. Düşük rütbeli bir ruhaniyi değabah se­çerek seçim sürecinin tarafsızlığını sağlayabiliriz diye düşünmüştük. Böyle bir çözüm bulabildik ancak.”

“Anlıyorum, O zaman iki srpazan en kısa zamanda Ha­yastan’a buyurun hep beraber bir çözüm bulalım. Surp Etchmiadzin’in gölgesinde sohbet edelim, dua­larımızı yükseltelim Tanrı’ya. O zaman mutlaka bir çö­züm yolu buluruz”

“Vehapar Hayrabed, bizim İstanbul patrikliğine bağlı sadece iki srpazanımız yok. Üçüncüsü, bildiğiniz gibi Almanyanın dini önderi sayın Karekin başepiskopos Bekçiyan’dır. Çok değerli bir büyüğümüzdür. Kendisini bi­raz ihmal ettik. Ama bu sorunda anahtar rol üst­le­ne­bilir.”

“Çok doğru, onu da çağıralım”.

İşte böyle dostlar, gelecek hafta en uygun gün Surp Etchmiadzin’e uçuyoruz. Kilisemizin en kutsal mekanlarından birinde arınmaya ve yenilenmeye gidiyoruz. Üç srpazan orada diz çöküp, kendimiz ve sizin için töv­be edeceğiz ve oradan size bir demet barış çiçeği alıp geleceğiz. Bizi de affedin. Sizlere iyi örnekler olama­dığımız, Mesih’in sevgisini ve ışığını içimizde hapsettiğimiz, İncil’in müjdesini ve Kutsal Ruhun esenliğini sizlere aktaramadığımız için. Bizim için dualarınızı esirgemeyin. Tanrı geçmiş hatalarımızı telafi etmek için bize yeni fırsatlar versin.

Sahak Episkopos Maşalyan

Lütfen bu mesajı çevrenize yayın.

Facebook hesabımı düzenli ve aktif olarak kullanmıyorum. Destek mesajı gönderen tüm değerli cemaat üyelerine teşekkür ve sevgilerimi iletiyorum.

Շաբաթ, Փետրուար 18, 2017